Kur’an-ı Kerim Tek Sayfada
اَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ Euzü billahi mineş şeytanir racim. Bismillahir Rahmanir Rahim.{ Taşlanmış şeytandan Allah’a
Devamاَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ Euzü billahi mineş şeytanir racim. Bismillahir Rahmanir Rahim.{ Taşlanmış şeytandan Allah’a
DevamKur’an-ı Kerim Arapcası, kelime manası ve mealli Mushaf sırası Nüzul ve alfabetik olarak indekslidir.
Devamفَاَتْبَعَ سَبَبًا
Fe etbe’a’ sebeben.
{ Derken bir sebebi takip etti. }
اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًاۙ
İnnâ mekkennâ lehu fîl ardi ve â-teynâhu min külli şey-in sebeben.
{ Şüphesiz Biz, Onu yeryüzünde yerleştirdik ve Ona sebep olarak her şeyden verdik. }
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِۜ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْرًاۜ
Ve yes-e-lûneke ‘an zîlkarneyni kul se-etlû ‘a’leykum minhu zikrân.
{ Sana Zülkarneyn’den soruyorlar. De ki; ‘Size Ondan bir hatıra okuyacağım.’ }
وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحًاۚ فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْر۪يۜ ذٰلِكَ تَأْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًاۜ۟
Ve emmâl cidâru fekâne liğulâmeyni yetîmeyni fîl medîneti vekâne tahtehu kenzun lehumâ vekâne e-bûhumâ sâlihan fe e-râde Rabbuke en yebluğâ e-şuddehumâ ve yestahricâ kenzehumâ rahmeten min Rabbike vemâ fe’altuhu ‘an emrî zâlike te/vîlu mâ lem testi’ ‘a’leyhi sabrân.
{…Duvara gelirsek; şöyle ki şehirdeki iki yetim çocuğun idi ve onun altında ikisine ait bir hazine vardı. Babaları da Salih bir kimse idi. Rabbin, ikisinin güçlü çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Onu kendi yetkimden yapmadım. İşte bunlar sabretmeye güç yetiremediğin o şeylerin asıl sebepleridir.’ }
فَاَرَدْنَٓا اَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِنْهُ زَكٰوةً وَاَقْرَبَ رُحْمًا
Fe e-radnâ en yubdilehumâ Rabbuhumâ hayran min hu zekâten ve akrabe ruhmân.
{…Böylece, Rablerinin temiz olarak ondan daha iyisine ve merhametli olmaya daha yakınına değiştirmesini istedik…}
وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَش۪ينَٓا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًاۚ
Ve emmâl ğulâmu fekâne e-bevâhu mu/mineyni fehaşînâ en yurhikahumâ tuğyânen ve kufrân.
{…Çocuğa gelirsek; şöyle ki onun ana-babası inanan kişiler idi. Derken azgınlaşma ve inkar etme hususlarında ikisini zora sokmasından korktuk…}
اَمَّا السَّف۪ينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاك۪ينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَاَرَدْتُ اَنْ اَع۪يبَهَا وَكَانَ وَرَٓاءَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَف۪ينَةٍ غَصْبًا
Emmâs sefînetü fekânet limesâkîne ya’melûne fîl bahri fe e-radtü en a’î’behâ ve kâne verâ-e-hum melikün ye/huzü külle sefînetin ğasbân.
{…Gemiye gelirsek; şöyle ki denizde çalışan miskinlerin idi. Derken onu kusurlu yapmak istedim çünkü onların ilerisinde her gemiyi gasp edip el koyan bir kral vardı…}
قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْو۪يلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا
Kâle hâzâ firâku beynî ve beynike se-u-nebbi-u-ke bite/vîli mâ lem testati’ ‘a’leyhi sabrân.
{ Dedi ki; ‘Bu, Benimle Senin aramızın ayrılmasıdır. Sabretmeye güç yetiremediğin o şeylerin asıl sebeplerini Sana anlatacağım…}
فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍۨ اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا ف۪يهَا جِدَارًا يُر۪يدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُۜ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْرًا
Fentalekâ hattâ izâ a-ta-yâ ehle karyetin istat’amâ ehlehâ fe e-bev en yudayyifûhumâ fevecedâ fîhâ cidâran yurîdu en yenkadda fe a-kâmehu kâle lev şi/te lettehazte ‘a’leyhi ecrân.
{ Derken gidiverdiler, nihayet bir kasabanın halkına geldiklerinde kendilerinden yemek istediler fakat ikisini konuk etmeğe karşı çıktılar. Ardından orada yıkılmayı bekleyen bir duvar buldular da hemen onu doğrultuverdi. Musa dedi ki; ‘Eğer isteseydin, elbette ondan bir ücret alırdın.’ }
قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْن۪يۚ قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنّ۪ي عُذْرًا
Kâle in se-eltüke ‘an şey-in b’a’dehâ felâ tusâhibnî kad belağte min ledunnî ‘üzrân.
{ Musa dedi ki; ‘Eğer bir şeyden daha Sana sorarsam, ondan sonra artık Benle arkadaş olma. Kesinlikle tarafımdan özür dileme hakkına ulaştın. }
قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْرًا
Kâle e-lem e-kul leke inneke len testatî’a ma’i’ye sabrân.
{ Dedi ki; ‘Demedim mi? Şüphesiz Sen, Benimle beraber sabretmeye asla güç yetiremezsin.’ }
فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا لَقِيَا غُلَامًا فَقَتَلَهُۙ قَالَ اَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍۜ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـًٔا نُكْرًا
Fentalekâ hattâ izâ lakiyâ ğulâmen fekatelehu kâle e-katelte nefsen zekiyyeten biğayri nefsin lekad ci/te şey-en nukrân.
{ Derken gidiverdiler, nihayet; bir çocukla karşılaştıklarında onu öldürdü. Musa dedi ki; ‘Bir canın karşılığı olmaksızın tertemiz bir canı mı öldürdün? Kesinlikle anlaşılamaz bir raddeye gelmişsin.’ }